İnsanın hayatı boyunca
yaşadığı her anı bir filmin karelerine benzetecek olursak, bir yaşamın
trilyonlarca kareden oluştuğunu düşünebiliriz. Bu trilyonlarca kareden her biri
insan için tanınmış bir fırsat demektir. İnsanın hayatındaki her an, gerçekleri
düşünmesi, doğruları görebilmesi için hesap gününden önce kendisine verilmiş
bir nimettir. Bu nimeti hayra kullananlar, düşünerek dünya hayatının gerçek
yönünü kavrayabilen insanlardır. Düşünmeyenler ve yaşamlarını gaflet içinde
sürdürenler ise, bu fırsatı değerlendiremezler.
İnsanlar Hangi Yalanlarla Kendilerini Kandırıyorlar?
Şeytan insanları çeşitli mazeretlerle, telkinlerle, aldatıcı davetlerle kendi
yoluna çekmeye çalışır. İnsanlara yaratılış amaçlarını unutturarak, onları
dünyevi çıkarlara, geçici ideallere yöneltir. Eğer bir insan şeytanın bu
çağrısına uyar ve herşeyi yaratmış olan
Rabbimiz'in çağrısından yüz çevirirse, işte o zaman doğruyu görebilmesi mümkün
olmaz. Allah Kuran'da böyle insanların durumunu haber vermiştir. Zuhruf
Suresi'ndeki konuyla ilgili ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Kim Rahman (olan Allah)ın
zikrini görmezlikten gelirse, Biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla
bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu
şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten
hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda Bize geldiği zaman, der ki: "Keşke
benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü
yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir
yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azapta da ortaksınız. Öyleyse sağır
olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde
bulunanı hidayete erdireceksin? (Zuhruf Suresi, 36-40)
Kendini Kandıranları Bekleyen Son
Hz. İbrahim (as),
kendisine bir öğreten olmadığı halde vicdanıyla Allah'ın varlığını ve
büyüklüğünü kavramış, Allah'a kulluk etmesi gerektiğini hemen anlamıştır. Bilinmelidir ki, her insan aynı vicdana sahiptir; vicdansız
insanları yüksek vicdanlı insanlardan ayırt eden, bildikleri gerçeklere
gözlerini kapatmaları ve kulaklarını tıkamalarıdır.
Allah'ın Kuran'da övdüğü
bir peygamber olan Hz. İbrahim (as) gibi hayatlarının her anında vicdanlarının
sesine uyan insanlar, güzel ve huzurlu bir yaşam sürdürürler. Çünkü bu insanlar
doğruya uymanın ve ahirette güzel bir karşılık ummanın verdiği manevi rahatlık
içindedirler. Vicdanlarına uymayan insanlar için ise bunun tam tersi
geçerlidir. Bu insanlar doğru olanı uygulamamanın, hak olana tabi olmamanın ve
bunun karşılığında da büyük bir ceza olacağını bilmenin gizli sıkıntısını, yani
vicdan azabını içlerinde yaşarlar. Nereye gitseler, ne yapsalar bu sıkıntı
peşlerini bırakmaz. Hatta Allah'a iman ettiklerini dile getirseler, bazı vecibelerini yerine getirseler dahi daima huzursuzluk hissederler. Bu huzursuzluklarını başka insanlara, geçim sıkıntısına, olumsuz olaylara bağlarlar. Dünyanın en büyük servetine de sahip olsalar, ülke ülke de
dolaşsalar üstlerindeki bu manevi baskıdan kurtulamazlar.
Kendini Kandırmak Yerine Samimiyet
Sonsuzluk içinde insan yalnızca bir kere denenir ve bu deneme süresi onar
senelik ortalama 6-7 dilimden oluşur. Ve kişinin sonsuz yaşamını bu deneme
süresi içindeki tavrı belirler. Bu kısacık, ama son derece ehemmiyetli süreyi
de insan kendisini kandırarak geçirirse imtihanı kaybeder. İşte gerçek olan
budur; insan kendini kandırarak ne gerçeği değiştirebilir, ne de sorumluluktan
kurtulabilir.
Tam tersine insanın
dünyada gerçeklerden kaçması yalnızca kendi aleyhinedir. Bu kişi vicdanını örterek
kendini aldattığı, türlü bahane ve gerekçelerle rahatlatmaya çalıştığı her an
aslında korkunç bir kayıp içindedir. Ahirette ise bu akılsızlığı nedeniyle
-Allah'ın dilemesi dışında- telafisi asla mümkün olmayacak bir pişmanlık içinde
olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



